22 Aralık 2014 Pazartesi

FELSEFEM...

şimdi güzide arkadaşlarım malum ben bizim halkla pek iyi geçinemiyorum...
memleket ikiye bölündü biliyoruz lakin benim bir tarafla sorunum yok iki taraflada geçinemyorum...
halk ithal edelim...

bana diyolardı ki zemanında sen milletini küçümsüyorsun...
nasıl vardınız bu kanıya?
e eleştiriyosun...
ulan eşşoğlueşşek birincisi eleştirmek küçümsemek değildir öğrenemedinm i hala...
ikincisi japon halkını mı eleştiricem şili halkını mı eleştiricem fransızları mı eleştiricem bana ne onlardan...

efenim insanlarla sohbetimi bir süredir maksimum 10 bilemedin 15 dakka seviyesinde tutuyorum ve çok mutluyum...
bak böleyken seviyorum insanları...
amma 15. dakkadan sonra daralıyorum ve hemen müsade isteyip ayrılıyorum.

gerçi bu halkla hiçbizaman geçinemedim ben...
daha doğdum toplum kuralları baskıyı başlattı...
kardeşim bi durun daha bebeğim lan ben diyemeden ergenlik çağı geldi....
işte kırılma noktam bu oldu.

herkes öle bi aileden uslu düzenli prensipli zeki efendi birini beklerken...
zibidi serseri dağınık apık sapık bi ergen çıktı ortaya.
bi süre uğraştılar hizaya sokmak için...
baktılar olmuyo serbest bıraktılar beni.

arkamdan demediklerinmi bırakmadılar...
yaptıklarıma sinir olmuyolardı aslında...
nasihatlarına ayıplamalarına karşı benden tınnnn diye bi ses geldiği için bozuluyolardı...
kaale bile almıyodum...
bana ne ki.
ben daha o zamanlar kendi felsefemi oluştuurmaya çalışıyodum.
ve yıllar boyunca düşünce hayatım şekillendi ve kendi felsefemi oluşturdum.
bunu ilk defa burda açıklıyorum.
gerçi niççe gibi insanlığın beni henüz anlamaya hazır olmadığını düşünüyorum amma olsun...
birgün benim felsefem anlaşılacaktır ve insanlığa yaptığım katkı literatüre girecektir.

benden sonra felsefem stultıtıae laus diye anılsın...
türkcesi
iç şarabı öp arabı.

kıymetli arkadaşlarım tabi bir felsefe akımı oluşturmak boru değil takdir edersiniz...
yıllarca emek verdim ben bu felsefeyi oluşturabilmek için...
bi arkadaşa bi aralar parklarda banklarda yatmışlığım var demiştim...
yıldızlar en iyi okul diyolar doğru mu dedi...
çok hoşuma gitti bu laf.
düşündüm.

aslında böle süslü laflara aforizmalara felan ayarımdır...
buna evet en iyi okuldur diye net cevaplar vermem...
amma felsefemi oluştururken beni etkilediği kesin...
eh evrene olan ilgimde o günlerden kalma demekki.

sonra bi arkadaş sadece sevdiği insanlar için yazılarından vazgeçmek zorunda kaldı...
büyük saygı duydum...
ama içimde acıdı...
doğrusunu yaptın arkadaşım...
sevdiğin insanlar için sevdiğin birşeylerden vazgeçtin...
herşeyimle yanımdayım...

sonra bi arkadaş ben ölünce inançsız ana türbesi yapılsın bana dedi...
yok artık iyi bizde gelip çaput bağlarız dilek tutarız dedim...
yok orjinal bişi olsun dedi...
peki ben saz heyetini alır gelirim ud klarnet keman fasıl yaparız senin türbede olur mu dedim...
bak o olur dedi ahahaa
seviyorum kız seni.

sonra bi arkadaş bişiler anlattı bana bugün...
kızım sen karasevdaya tutulmuşsun dedim...
kara sevdaya tutulan zayıflar ayol ben kilo aldım dedi.
bu devirdeki karasevdalarda zayıflanmıyo kilo alınıyo dedim.
evet popo büyüyo dedi bana ahahaa
seviyorum kız seni.

bide çok kıymetli şen kahkahalı biri var...
sıkıntılı bu aralar...
onu es geçemem...
pek kıymetlisin nazarımda bilmelisin...
seviyorum kız seni.

bide şahane bi anne var...
müthiş bi anne entellektüel güzel donanımlı...
onca kitap okudu don kişotu okumadığı için hayıflanıyodu nihayet başladı ahahaa
daha dur erasmus var.
solohov var yandın valla sen...
seviyorum kız seni.

bide aslında kıymetini bilmez bendeki arkadaşta...
öle bi haldesinki dünya yansa sigaranı uzatıp yakacaksın gibisin gerçekten böle misin dediydi..
bilmem o haldemiyim amma ıssız adaya düşsem sigara çakmak yeni rakı isterim mesela yemek felan istemem...
valla şaka değil.
seviyorum kız seni.

şimdi....
evet şimdi.
güzide arkadaşlarım ne yazdığımı unuttum iyi mi...
yukarı çıkıp ne yazdığıma bakmak beni yoruyor o yüzden bakmayacağım...
felsefemi ve halkımı anlatıyordum onu biliyorum nasılsa.
e fikirlerimde aynı.
ne diye yorayım kendimi.

dedim ya size beynim bunca saçmalığı algılayamadı ve kendini kapattı...
beyin detoksuda denebilir buna...
abinin evlerinde zor tuttuğu beline çarşaf sarıp kefen giydik uleyn diyen halkımın yarısıyla sorunum var...
vasatlık bayağılık yoruyor beni.

abinin evde tutamadığı ve nefret ettiği diğer halkımlada sorunum var...
fotokopi makinesine koy çek herşey aynı sorunları sıkıntıları kaygıları.
kibir hırs ve bayağılık yoruyor beni.

amma yukarıda örneklerinide verdiğim güzel insanlar var bu memlekette...
bu kıyıdanda karşı kıyıdanda...
onlar özel.
onlar istisna.

velhasılı...
insanlarla ilişkimi minimumda tuttuğum için böle bi huzur geldi üzerime...

biri ne lan bu saçmalık diye bağırsa...
gel kardeşim nedir sorun otur bakayım 15 dakika zamanın var diyorum...
15 dakika sonunda o mutlu ayrılıyo...
ben de mutlu oluyorum.

bilgeliğe ulaştım ben galiba...

budizmde malum rahipler köy köy dolaşıp...
budhanın yeniden vücuda geldiği çocugu ararlar...
budha ölür ama ruhu ölmez yeniden bir bedende dünyaya gelir hani.
sonra o cocuğu bulurlar.
ulan birine kırk kere budha dersen budha olur.

şimdi o rahiplere sesleniyorum burdan...
pek kıymetli rahip kardeşlerim....

hep sizin köylerde aramayın biraz bu taraflara gelin.
bizim köylere.
global dünya nede olsa...

ben sizi alayım akdenize karşı bi sofra kurayım...
söliyim rakıları azcık keman azcık cümbüş azcık darbuka...
bir saat sonra hep beraber öyle kolay değilllll unutamazsınnnnnn şarkısını sölemiyosak bana da absalom demesinler.

gecenin sonunda çorbacıda kelle paça tuzlama yerken...
yaşa başa bakmadan ulan bu sefer budhanın ruhu bu kazık kadar tipsiz şaşı adama girivermiş yapıcak bişi yok diye beni yeni budha ilan etmezseniz banada absalom demesinler.

güzide arkadaşlarım...
satırlarıma son verirken bana kalbiniz kadar temiz bu sayfayı ayırdığınız için teşekkür ediyorum...
özlemle hasretle kucaklıyorum.

allegorice tropologice et anagogice allegoria

türkçesi şudur...

seviyorum ama kimi
en tatlı birisini
nasıl anlatsam sana
ilk harflere baksana.

bu mudur.
budur.

umuyorum bi delilik yapmam.

24 Kasım 2014 Pazartesi

ABSÜRDİZM...

şimdi güzide arkadaşlarım bugün hazır pazartesi sendromu varken ben yazayım dedim...
insanlardan sıkıldım ve bu yaştan sonra hayatımı sıfırladım dedim ya...
sebeplerini anlatmaya çalışayım dedim.

hepinizin yaptığı gibi zamanında ben de insanları davranışlarını anlamaya anlamlandırmaya çalıştım...
neden öle oldu neden böle davrandi diyerekten.
bir anlamı olmalıyıdı bir anlam yüklemeliydim tuhaf davranış biçimlerine...
sonra farkettim ki...
yahu ben kadınları anlamayı 13 yaşımda felan bıramışım zaten.
e oğlan milletini zaten sevmem...
neden bunlara olan bitenlere bir mana bulmaya çalışayım ki...

13 yaşındaydım ve bir kız beni elindeki aşk mektubunu vermek için 4-5 kilometre kovaladı...
ben kaçtım o yılmadı.
ha neden kaçıyordun derseniz...
utanıyodum.

duvarlardan atlayamaz diye bahcelerin duvarlarından atladım...
o etek ve ince siyah çorabı olduğu halde pes etmedi o da atladı...
en sonunda beni yakaldı bir duvar dibine çökmüştüm nefes nefeseydim.
elime parfüm kokulu aşk mektubunu tutuşturdu.
çok acaip bişekilde gülümsedi.
ve hiçbirşey demeden çekti gitti.

bu travmayı yaşamış bir vatan evladının ileride aşk hayatının tutarlı olmasını bekledi bu toplum...

hadi daha çocuguz bu travmayı atlatır ergen beynimiz derken bir kız geldi b izim küçük ilçeye...
babası askerdi komutanın kızıydı...
ben çekingen ürkek tırsak biri olduğum için hemen kız arkadaşları devreye soktum...
yeni gelen kızı çembere aldılar...
bize bir randevu ayarladılar.

randevu dediysem göt kadar ilçe lan ne randevusu bi tane pastane var o da şehrin göbeğinde 2 masalı şişe dibi gözlüklü yaşar abinin pastanesi.
ki yaşarr abinin bana aynur hoşgeldin karıcığım felan dediği çok olmuştur.
yok yok tacizci değildi yaşar abi bildiğin kördü...
görüyorum numarası yapardı.
neise efenim o dandik pastanede şehrin göbeğinde olduğu için orda buluşsak anında ilçeye reklam olacağımız için uça parkta randevulaştık kızla...

oturduk taşın üstüne...
kız zaten dizüstü etek ve devamlı ince siyah çorap giyiyodu ki bu bi devrimdi o zaman o güççücük ilçede...
ayak bileğimi burktum ovar mısın dedi.
ben o ana kadar daha merhaba bile diyememiştim düşünün kıpkırmızı bi halde zoraki gülümsemiştim sadece.

kızın ayak bileğine dokunur dokunmaz bbana birşeyler oldu ve ben koşarak uzaklaştım ordan...
koşarken hemde ağlıyordum.

daha terapistime açmadım bu konuyu amma muhtemelen benim ayak bileği ve siyah ince çorap fetişizmim tee o travmadan kaynaklı...kırmızı oje nerden geliyo peki onu bi düşüneyim ben onun da vardır illa bi kaynağı.

kıymetli arkadaşlarım ben kızı terk ettim çok gaddardım o zamanlar...
ağlayarak koşarken biri beni görürse rezil olacaktım ilçeye ve seni terk ediyorum bile diyemedim ne alçakmışım lan yazarken farkettim şimdi.
haber gönderdim.

o da benim en yakın arkadaşımla kaçtı.
şaka zannediyo bu salak yine abartıyo zannediyosunuz ama vallahi değil.
kız benden intkam almak için en yakın arkadaşımı ayartıyo hadi kaçalım diyo.
hadi ben ayak bileğine dokundum da ağlamaya başladım bizim ismail 5 metre uzaktan ağlamaya başlıyo bu teklifi alınca...
elele tutuşup şehirler arası otobüse binip kaçıyolar.
ve dünya rekoru kırdılar.
o zamanlar guinness rekorlar kitabı yoktu.
olsa kesin hala o rekor günümüzde kırılamamış olurdu.
kaça kaça 23 kilometre kaçabildiler.

kardeşim kızın babası ilçe jandarma karakolunun komutanı...
ankara eskişehir uluslararası karayolunda şehirler arası otobüsle kaçılır mı lan.
bu arada yakalandıklarında ismail ağlıyomuş bana absalomu bulun diye...
kız gülüyomuş valla belki de şehir efsanesi bilemiyorum artık.

efenim kıyamet kopuyo amma sonucunda mutlu sonla bitiyo...
aileler anlaşıyo ve evleniyolar.
hala evliler kıymetli arkadaşlarım ne yüce insanım lan nelere vesile oldum bakar mısınız...

medeni bi insan olduğum için düğün davetine eski sevgili olarak iştirak etmeye karar verdim...
nikahına beni çağır sevgilim şarkısı eşliğinde.

ismail ilçeye yakın bi köy ağasının çocuğuydu haliyle düğünde köyde yapılıyodu...
arkadaşlarla gidicez pederin arabayı çalamadık arkadaşın babasının otobüsünü çaldık...
bildiğin şehirler arası otobüs.
köye çıktık yola.

girdik bulduk düğün evini amma otobüs durmuyo lan artık nereye basıyorum bilmiyorum ki o aşk acısıyla...
düğün evinin bahcesine otobüsle girdik duvara çarpınca durdu otobüs.
tıs tıs kapılar vardı havalı kapı öle tıs diye açılırdı bayılırdım.
duvara çarpınca kapı kendiliğinden tısss diye açıldı...
bizde indik.

bi allahın kuluda bizim eve niye çarptınız lan demedi iyi mi...
hemen kolumuzdan tuttular bizi pistte götürdüler ve oynamaya başladık.
otobüz orda öle kaldı.

şimdi güzide arkadaşlarım evet uzun yazıyorum ama duramıyorum ki...
nerden nereye geldik bunları başka bi zaman anlatırım.
sonraki gençliğim istanbulda beyoğlunda geçti düşünün...
zaten orda yaşadıklarımı size anlatamam ulu orta...
zaman aşımı felan demezler direk tutuklarlar beni.

daha dün dün vallahi dün...
çok uzun yıllardır görmediğim eski kız arkadaşımla görüştüm telefonla...
bi vesile oldu tesadüfen çokta mutlu oldum ayrıca.
merhaba merhaba dedik...
ben daha ikinci cümleye geçmeden nasılsın bile diyemeden...
bunca serserilik yapmayaydın itin önde gideni olmayaydın beni aldatmayaydın şimdi çok mutlu bi çift olurduk...
senin için pilav yapmayı bile öğrendim allah belanı versin dedi ve ağlamaya başladı.

ne yapacağımı bilemedim.
ve 13 yaşında beni kovalayan o kıza teşekkür ettim minnet duydum kadınları anlamaya çalışmaktan beni vazgeçirdiği için.

kıymetli arkadaşlarım...
bir çevrenize bakın...
olmadı gidin bi mekana oturun ve çevrenize kulak misafiri olun...
yapılan sohbetlerin anlamsızlığını saçmalığını gereksizliğini göreceksiniz...
tabi eğer telefonlarından vakit ayırıpta sohbet etmeye tenezzül ederlerse.

mantık ölçüleri içinde birileriyle bir fikir tartışmasına girin bi deneyin bakalım...
sen nedersen de ne anlatırsan anlat istediğin bilimsel istatiksel açıklamalrla gel bir tek kelimeni düşünürse anlamaya çalışırsa ben yeniden insanlığın içine karışacağım.

sen konuşurken karşındaki konuşman bitince ne diyeceğini hazırlıyor sen konuşurken...
bak buna emin ol...
seni dinlemiyor bile.
o konudaki kendi fikrini savunabilmek için hazırlık yapıyor zihninde.
sen daha konuşurken.
sen boşa konuşuyon yani.

şimdi böyle bir ortamda...
makul mantıklı sohbetler nasıl yapılır allahaşkına.

bana anlamsız geliyor artık...
hele ki şiddetli dinselleşme girdi işin içine...
herkes şahane müslüman oldu karşısındakini beğenmez oldu.
inandığım allah adına karar verir oldu.

eski kız arkadaşının düğününe otobüs çalarak gitmek ve otobüsü durduramayarak düğün evine çarpmaktan ne farkı var bunların...
anlamsızlık.
absürd.
absürdizm.

işte bu sebeplerden bıraktım insanları...

kadın ırkını anlamaktan zaten vazgeçmişim...
oğlan ırkının nesini anlıcam abi...
ipimle kuşağım
pipimle kaşağım
nesini anlıcan bunun.

o halde dedimki kendi kendime ben iç dünyama çekileyim...
içsel yolculuklara çıkayım hazır insanlardan sıkıldım.
bilinçaltımın karanlık dehlizlerinde dolaşayım...
tabi kolay olmuyo bu işler...
farkettim ki benim iç dünyam yokmuş.
sadece dış dünyam varmış.

ben de o halde yeniden iç dünyamı inşa çalışmalarıma başlıyorum bu saat itibariyle.
deneme yarılma yöntemi ile.
olmadı bi deney tüpü taktırıcaz artık.
kısmet.

tüm güzide öretmenlerin öretmenler gününü kutluyorum...

bu yaz oğlanlara renkli pantalon giydirip bide üstüne paçalarını kıvırttırıp o iğrenç bileklerini gözümüze sokan modayı yaratan vatandaşın te allah belasını versin diyorum.

bi ayak bileği zevkimiz vardı sıçtınız onunda içine...
seneyede kırmızı oje sürdürün oğlanlara olsun bitsin.

yazıklar olsun.
yazıklar olsun.


17 Kasım 2014 Pazartesi

GÖZLÜK...


şimdi güzide arkadaşlarım madem başladık yazmaya devam edelim o halde...
beya bi uzak kaldım yazmadım.
takip etmedim değil sevdiğim arkadaşları...
yazmakta istedim.
lakin hadi bugün yazayım dedim.
bir felaket oldu.
acıları yaraları sardık kırdık yine.
aynı şeyleri hissettik olaylar karşısında eminim.
bir çaresizlik bir şaşkınlık bir bıkkınlık...

hadi bugün yazayım dedim...
öyle şeyler yazacaktım ki kendime yakıştıramadım.
hadi bugün yazayım dedim şevkimi kırdılar.
olmadı bi türlü.

bu yazmadığım zamanda memleket meseleleri haricinde kendi kişisel hayatımda da değişiklkler yaptım.
belli bi yaştan sonra zor değişiklikler.
nihayetinde ben hadi sırt çantalarımızı alalım avrupaya afrikaya otostopla geziye çıkalım denecek yaşı geçtim abi...
yaptık onu zamanında bitti.

insanlardan sıkılmıştım artık...
aman karıştırmayın bu bezginlik değil...
ayy ben anlayamıyorum bu insanlığı insanlardan yoruldum artık felan değil.
sıkıldım lan resmen.
bildiğin sıkıldım.

terapistimi aradım depresyon belirtisi deme sakın bana abi dedim...
yok koçum seninki bi üst seviyeye çıkmak dedi.
nasıl yani dedim.
üst insan oluyosun sen artık dedi.
az kaldı dedi.
abi bana niççeyle gelme gelme...
şimdi sana küfür edicem az kaldı biliyosun demi dedim.
ne diyim.

neise kıymetli arkadaşlarım gemileri yakmak zordur belli bir saatten sonra...
göt ister.
ben yaktım.
ha ben de göt var başkasında yok demem.
herkeste göt var bu bi organ nihayetinde kendi götümü nasıl yüceltebilirim.
aa bak ben de göt var sende yok diye.
götsüzsün denir mi birine.
denmez.
ayıp.

yaşadığım şehri değiştirdim...
işimi değiştirdim...
ve en son zorlanarakta olsa telefon numaramı değiştirdim.
hadi şimdi beni bulsunlar bakayım.

işin özü şu...
yıllarca üzerime birikmiş olan fazlalıkları attım hayatımdan.
en azından öle umuyorum.

yeni işimde insanları gözlemleme hatta farklı milletlerden insanları gözlemleme fırsatı buluyorum...
özünde bütün insanlar aynı.
miletler ırklar felan tabiki ayrı karakterleri var...
ırkların karakterleri var.
lakin kişi bazında hepimiz aynıyız.
ben dahil.
boktan bir türüz.

kıymetli arkadaşlarım böle bi hale büründüm bu aralar...
geçtim herşeyden.
anlamaya çalışmıyorum kimseyi.
iyiyim...
yapabileceğim şeyler var onları yapıyorum burada anlatamam.

kederleniyorum elbet...
memleket ne halde.
saraylar maraylar..
saraya soytarılar lazım bizde gelenektir sarayların soytarıları olur.
eh bizde istemediğin kadar soytarı var.
televizyonları açıverin aramayın..
olmadı çevrenize bakıverin.

dinginleştim...
dingilleştim de olabilir emin değilim.
uyuşturuldum muhtemelen..
beynim bunca saçmalığı algılayamadı devreleri kapattı galiba.

reenkarnasyonu inceledim biraz bu ara...
olmaz bizim memlekette uymaz.
düşünsenize kime sorsan önceki hayatında kral kraliçe prens prenses kont dük çük olur...
bi tane ben önceki hayatımda tapu kadastro memuruydum diyecek olan çıkar mı...
çıkmaz.
e bölede reenkarnasyon olmaz.

geçen bi abi bana dediki...
siz yaptığınız işi profesyonel yapmıyosunuz...
baktım.
amatörüm ben zaten abi daha profesyonel lisansımı alamadım dedim.
yok yok öle değil yapyığınız şeyden zevk alıyosunuz dedi.

amca dedim...
ben şu anımdan zevk alıyorum.
yaptığım iş gereği insanlara yol yordam göstermekten...
bilgilendirmek...doğru bilgilendirmekten keyif alıyorum.
insanlara gülümsemekten keyif alıyorum.
şaşırıyor insanlar.
yemin ederim eli ayağına dolaşan oluyo...
sadece gülümsediğim için...
alışkın değiller çünkü.
ve gülümsemek zorunda hissediyolar kendilerini.

ne güzel dimi...

küçük dokunuşlar...

ne kadar kıymetlidir insan hayatında.
ruhsal krizin eşiğindeki bir genç kıza sadece bir kırmızı gözlük seçtim diye yaşadığı değişimi seyrettim bu ara.
küçücük bi dokunuş onun hayatına.

2 ayda ki değişimini gördüm...
pasaklı saçları yağ içinde üstü başı perişan kız gitti.
saçları sarı gözleri pırıl pırıl şık elbiseler giyen manikürlü pedikürlü bi kız geldi yerine.
bir gözlük güzide arkadaşlarım bir kırmızı gözlük.
parasını bile ben vermedim sadece ben seçtim.

aslında konu şudur...
onun için biri birşey yaptı...
şimdiye kadar kaale alınmamıştı itilmişti köşelere birileri onun için bir şey yapmamıştı hiç...
sonra biri geldi önce gözlüğe ikna etti çünkü gözleri bozuktu aklın yolu bir....
sonra gözlükcüleri dolaştı ucuz ve şık gözlük bulmak için.
sonra adresi ismi verdi şu gözlükcüye git şu kişiyi gör dedi.
biri onun için vakit ayırdı.
zaman harcadı.
ve aslında hiç sevmemişti ilk geldiğinde o adamı...
direk belirgin olacak şekilde tavır almıştı.

işinde pozisyonu değişti...
kendine güveni geldi...
bir kücücük dokunuş kelebek etkisi yarattı...

ve ben bundan büyük haz duydum...
keyif aldım...
onunla gururlandım.

şimdi günde 4-5 kere arıyor ve absalom abi saçımı boyatayım mı şu elbise nasıl resmnini gönderiyorum işte şöle bi durum var ne yapmalıyım deyip duruyo civciv.
yok diyorum benden nasihat isteme.
yolunu kendin bulmalısın.
seçimlerini kendin yapmalısın.
ben senin rehberin değilim.
ki benden rehber olmaz.

hayattan keyif mi almak istiyorsunuz...
gidin insanların hayatlarına dokunun kıymetli arkadaşlarım.
küçük dokunuşlar.
küçücük.

karşılık bekleyerek yapmayın ama...
değişimi görünce götünüz kalkacaksa bak ben yaptım diyecekseniz yapmayın...

bir insanı mutlu edin bir şekilde...
karşılıksız.
doktorsanız bir hastanın bürokratik sıkıntısı çözün mesela...
memursanız bir vatandaşın bir sıkıntısını giderin olmadı gülümseyin merhaba deyin...
avukatsanız bir davayı üstlenin sırf hayrına.
öğretmenseniz bir sıkıntılı çocuğun başını okşayın öpün yanağından.
çalışmıyorsanız yeteneklerinizi kullanın donanımlarınızı kullanın...
matematiğiniz iyiyse bir gence bir çocuğa aslında matematiğin ne kadar eğlenceli bişe olduğunu anlatın...
yabancı diliniz varsa yılbaşı ağacında kurumuş mandalina kabuğundan süs yapacağım bu sene diyeceğinize gidin bi çocuk bulun fransızca öğretin...
bişi yapın yahu ben mi söleyeceğim.
ne yeteğiniz donanımınız varsa onu öğretin gösterin.

sonra oturun bekleyin...
bundan bu küçücük dokunuştan ve yaşanan büyük değişimden mutlu olduysanız huzurlu olduysanız kendinizle gurur duyduysanız ne ala...
ha olmadıysanız.
hala mutlu olamadıysanız.
size göt nakli lazım.

onu ben yapamam.
bi göt mütehasısına gitmeniz gerekecek bi zahmet.

sonra da bana ruh hastasısın diyolar..
kime göre lan.
neye nöye.



2 Mayıs 2014 Cuma

AYDINLANMAM GEREK...

şimdi güzide arkadaşlarım ben zamanında tibete gidip kıç kadar minderde oturdum günlerce...
kişisel arınma için detoks için.
hırçındım çünkü....
herkesi ve kendimi affetmeyi öğrenmem gerekiyordu.

tabi orda otururken aklına bin türlü düşünce geliyor insanın...
mesela benim aklıma en sık gelen ulan ne işim var burda benim şimdi akdenize karşı rakı içmek varken salak mısın olum sen sesiyle...

dellenme otur oturduğun yerde arınmaya geldin lan buralara kadar arın işte temizle bedenini ruhunu sesi arasında beya çelişkiler yaşamışlığım vardır.

neise...

efenim benim bu aralar tekrar o kıç kadar mindere ihtiyacım var zannediyorum...
iyice hırçınlaştım sertleştim kırıcı olmaya başladım.

memleketin gündemi zaten yoruyor insanı sersemletiyor...
eh bide eş dost sağolsun memleketten aşağıya kalmıyor.
e o zaman bana tek yol kıç kadar minder kalıyor.

çünkü bu bilinçaltı hakkaten boktan bişey.
sen sussan o susmuyor.
iki kadeh içince ne var ne yok dökülüyor ortaya.

fi tarihinde birisi bana sırf çevrem geniş eşim dostum çok ve bunların çoğu kadınlardan oluştuğu için mezhebi geniş demişti...
ne ayıp.

ne demek mezhebi geniş?

cinsel imalar içeren çevremdeki tüm kadınları ve beni zan altında bırakan bi laf.
yani kimin eli kimin cebinde belli değil gibi bişi.

ben şahsen insanların özel hayatlarına karışmam beni ilgilendirmez der geçerim ki hakkaten ilgilendirmez.
bana ne.

ne var ki böyle bir suçlamayla karşılaşınca ben hem lafa hem söyleyene bakarım...
lafı söyleyen meryem ana mı felan diye.
meryem söylese tamam ona lafım yok.

meryem oğlunu tanrının oğlu sanıyo...
oğlu da annesini bakire sanıyo nihayetinde.

ama kardeş...
sen ortalıkta ben meryem anayım diye dolaş daha 30 lu yaşlarında kırmadığın ceviz kalmasın 3. evliliğini yap...
sonra bana bok at.
hadi ben alışkınım...
her türlü insandan her türlü şey beklerim...
pekte tınlamam.
amma...
çevremdeki hepsine saygı duyduğum kadınlara bok atma kardeş.
kadınlık zor zenaat arkadaşlar kadının kadına yaptığını kimse yapmaz yapamaz.

oldu mu?
olmadı ayıp oldu.
çok ayıp oldu.

eh dedik ya bilinçaltı boktan bişey diye...
bu artık nasıl gücüme gittiyse hörrkkkk diye kusuvermişim ansızın.
noolduk şimdi?
hırçın agresif.

sonracıma bir arkadaş ki sever beni ben de onu severim...
bana en mahrem sırlarını vermiştir kimsenin bilmediği özel şeylerini paylaşmıştır...
gayri ihtiyari birgün telefonunu istedim.
vermedi.
şaşırdım.

e gücüme de gitti haliylen düştüğüm pozisyona bakar mısınız?

şimdi bu bende kalır...
kalır da.
bilinçaltında kalır mı abicim?

bir süre sonra neden diye sordum...
mırın kırın etti ki ben yemem böle şeyleri...
halk dilinde buna götünü yediğimin ayağı diyolar.
hakkaten neden böyle diyolar bilemedim şimdi bunu ayrıca düşüneceğim.

sıkıştırınca güvenmiyorum dedi.

aynen şöyle sordum buraya yazıyorum kelimesi kelimesine...

yani en özel sırlarını....
ailenle kendinle korkularınla hayatınla ilgili kimsenin bilmediği en mahrem en özel şeylerini paylaşacak kadar güveniyorsun...
ama telefonunu verecek kadar güvenmiyorsun bu mudur dedim.

evet dedi ya.

önce şaka zannettim...
yani birine hem güvenip hem güvenmemek nasıl bişey olsa olsa kamera şakasıdır dedim içimden.

sen deli misin divane misin aptal mısın benle dalga mı geçiyosun diye sormadım...
bir centilmenim ben.

tekrar aynı soruyu sordum.
tekrar evet güvenmiyorum dedi.
kendimi telefon sapığı gibi hissettim kuran çarpsın.

eh bilinçaltı işte durdur durdurabilirsen...
hörrrkk kusuvermişim ansızın..
noolduk şimdi?
hırçın agresif.

annemin sağlık sıkıntıları var bu ara...
annem baştacıdır tabiki herşeyi yapacağım yanıma aldım gözüm gibi bakıyorum.
lakin bilen bilir bir erkek evladın anneye bakması zordur.

en önemlisi de yannız bırakıp 2 gün de olsa bir yere gidememem.
ne iş için.
ne azcık kafa dinlemek için.

kardeşten destek istedim...
bi tane kardeşimiz var kimden destek isteyeceğiz başka?

bir hafta bile olsa gel bana destek çık dedim...
düşüneceğim didi.
düşüneceğim....

ulan hayvan neyi düşüneceksin demedim tabi...
bir centilmenim ben.

3-5 gün geçti aradan aradı bizim kardeş...
çok mutlu...
ben türkiyeye müge anlıya geliyorum dedi.
önce idrak edemedim müge anlı bizim akrabalardan hangisi diye...
sonra uyandım.

iyi yapıyosun dedim.
ne diyim.

geldi hakkaten...
türkiyeye geldi müge anlıyla fotoğrafını çekti koydu sayfasına ama annesine uğramadı.

şimdi gel de bu lanet bilinçaltına anlat anlatabilirsen...
hörrrk diye kusuvermişim ansızın.
noolduk şimdi?
hırçın agresif.

yeğen bir mektup yazmış bana...
anneme neden böyle yapıyorsun dayı diye.
neden bu kadar agresifsin diye.
eh haklısın yiğenim didim ne diyim.

velhasılı kıymetli arkadaşlarım...
bu aralar tibette bir minder lazım bana.
boş minder varsa benimle irtibata geçiniz reca ediciğim.

bu hırçınlıktan bu agresiflikten kurtulmam gerek tekrar.
eski al sana tokat şak...
olmadı öbür yanağıda uzat kuzum günlerime geri dönmem gerek.

isa gibi...

zaman zaman insanların benimle dalga geçtiklerini düşünmüyor değilim.
hakkaten.
eğleniyorlar gibi geliyor bazen.
tamam IQ müz -3 amma.
o bile bişidir.

bu 3 olay aynı döneme denk gelince ki üçünüde severim sayarım...
yok abi ben de bir sıkıntı var diye düşünüyorum artık.

böyle düşünmesem bilinçaltım ana avrat dümdüz gidecek çünkü.
böyle düşünmem lazım.
ve bana tibette bir minder lazım.

kıç kadar olsun.
bizim olsun.



ya bana tibette kıç kadar bir minder bulun...
ya beni kapatın bi hastaneye...
ya konfüçyusu çağırın iki kadeh içelim bana hayat dersi versin...
ya budhaya absalomun selamı var deyin acil gelsin.

aydınlanmam gerek...


ne var ki tam aydınlanıcam bi gülme geliyo.
töbe.

11 Mart 2014 Salı

GÜLE GÜLE ÇOCUĞUM...









güzide arkadaşlarım...
artık bu memleketi yüreğim kaldırmıyor.
bana biraz mola.
kalın sağlıcakla.

6 Mart 2014 Perşembe

GEL DE İÇME...

şimdi güzide arkadaşlarım neyzen tevfike sormuşlar sen alkolik misin diye...
değilim demiş.
hiç bi alkolik benim kadar içemez.

eh bana da soruyolar arada...
sen alkolik misin diye...
hayır diyorum ben alkolik değilim...
part-time alkoliğim ben.

bazen öyle durumlarla olaylarla karşılaşıyorum ki...
kardeşim gelde içme...
elindeyse.

bu sabah anneyye uğradım...
tv de müge anlı açıktı değiştireyim dedi yok yok kalsın dedim.
ve kahvelerimizi alıp seyretmeye başladık.

ben her seferinde sevdayı aşkı ayağa düşürdük diye yakınırım...
bunu da beyaz yakalılara bu işi moderniteyle bağdaştıranlara veryansın ederim...
sevdanın bile bokunu çıkardınız diye...
sadakati nezaketi vefayı sorgularım.
bugüne kadar derdim daha doğrusu.
bi daha demicem.
ya da bunu bir kesime mal etmeyeceğim.

şimdi kıymetli arkadaşlarım ekranda 8-10 kişi oturuyodu...
bir saate yakın seyrettim kim kimle yattı kim kimi öldürdü kim kocasını aldattı bilemedim lan...
bu mevzuda bi köyde geçiyo ha.
tren olmuş köy böyle...
kim kimin arkasında kuran çarpsın anlayamadım.

bide cinayet var işin içinde...
tren yetmemiş bide adamcağızı kesiverelim demişler arada...

bir kadın oturuyodu 50 li yaşlarda....
yanında da sevgilisi...
bu adamla kocasını aldatmış o aldatırken de kocasını kesmişler kadının....
iyi de abicim adamın torunları var lan nasıl çıkıp oturdun oraya.
gururla oturuyo abi orda.

muhtar girdi devreye telefonla...
o sırada sunucu hanım eline uzun bi değnek aldı bildiğin tahta var stüdyoda.
tahtada ne yazıyo diye baktım...
türkçe bilmeyen biri görse sunucu hanım kzımızı sanır ki evren yasalarını anlatıyo ışık hızının evrende yolculuğunu anlatıyo ya da kuantum fiziğini anlatıyo...
o derece ciddi sopayla vuruyo yazıların üzerine.

maalesef ki ben türkçe biliyorum...
şunlar yazıyo tahtada....

otogar-otel-maliye-otel gidiş dönüş 11.00-13.40
saat 15. de kocasını aradı kocası cevap vermedi
saat 15.50 de sevgilisine kocasını arattı...
ayın 18 i...ilçeden köye yolculuk sevgilisinin kızıyla....
saat 19.00 sevgilisinin kızının sevgilisi köye geldi

bu ne lan?
bu ne abicim.

artık içim burkulmaya başladı şu kumandayı versene anne dedim kanal değiştirdim...
aneammmm seda sayan çıktı lan.
bu hatun yaşıyo mu hala yahu dedim güldü annem...

o ara 3 tane kadın oynayatrak girdi stüdyoya...
şaka değil bildiğin göbek atarak girdiler.
bildiğin göbek atarak...
seda sayanda oynuyo tabi....
biraz göbek attı 4 hatun...

arkasından biraz daha genç 3 hanım girdi içeri...
onlarda göbek atarak geldiler sahneye...
4-5 dakika göbek attılar hep birlikte...

artık geçti diyordum ki...
3 tane takım elbiseli adam göbek atarak girdiler abicim..
artık buna can dayanmaz...
yürek dayanmaz bünye dayanmaz hakkaten dayanmaz.


seda sayan aldı herkesi şöle bi dolaştırdı stüdyoyu göbek atarak...
ama herkes göbek atarak yürüyo.
sonra hepsi yerine geçti...
ve...
şimdi reklamlar diye bağırdı sunucu...
yerine oturmuş herkes ayağa kalktı ve yine göbek atmaya başladı.

anne bana müsade dedim ve çıktım evden.

taksiye bindim nereye abi dedi...
çok acil paşa konağı dedim aradım mekanı da bana bir duble bişey hazırlayın geliyorum diye.
daha kapıdan girer girmez kadehi aldım ve bir dikişte bitirdim.
öğlen öğlen.

omuzlarım çökmüştü yüzümden düşen bin parça...
bi kadeh daha bişi söledim...
bi kadeh daha...
bi daha.

ulan dedim kesiyim ümidimi artık bu memleketten karartayım şu enseyi artık...

sonra da bana çok içiyosun diyolar...
güzel kardeşim ayık kafayla çekilir mi lan bu memleket.

gel de günaha girme...
gel de sövme...
gel de içme...
elindeyse.


eskiler alıyorum...
alıp yıldız yapıyorum.
musiki ruhun gıdasıdır...
musikiye bayılıyorum.

şiir yazıyorum...
şiir verip eskiler alıyorum...
eskiler verip musikiler alıyorum.

bir de rakı şişesinde balık olsam.



17 Şubat 2014 Pazartesi

DOKTOR...

şimdi güzide arkadaşlarım bu aralar durumlar malum hepimiz mal olduk...
bakınıp duruyoruz ortalığa.
lan noluyo anam alt yazı geçti anam bilal oğlan anam sülüman çıktı hapisten anam alo fatih felan diye.

tabi benim kıymetli halkımdan bazı pek değerli arkadaşlar başka alemde...
dizi de şehzadeyi babası boğdurdu diye şehzadenin kabri ziyaretci akınına uğramış...
450 küsur sene sonra.
bi pek ellerinden öpesim boynuna sarılasım geldiği halkımdan bi şahsiyet de kanuni sultan süleyman hakkında suç duyurusunda bulunmuş savcılığa.

tabi bunları duyunca derin düşüncelere daldım derhal.

efenim diyelim ki savcılık bunu ciddiye aldı...
ki artık savcılık bu anasını satayım herşey olabilir diye bakıyorum ben olaya...
kanuniyi mahkemeye çağırdı.

yeminlen sıçar lan hepimizin ağzına...
kanuni oğlum bu boru değil.
gel de anlat bakalım koskocaman kanuniye paralel devlet var efenim darbedir bu efenim felan.
yer mi kardeşim kanuni.

ha kemikleri sızlıyo mudur mezarında şimdi memlekte bakıp bakıp...
bilmem.
sızlıyodur muhtemelen.

ankaraya teleferik yapacağız sultanım...
sus deyyus yapsaydın şimdiye kadar.

sultanım ben hep mağdurum ne zulümler yaptılar bana tek dil demedim ben vallahi demedim iki gözüm önüme aksın ki demedim...
montaj bunlar tek dil demedim tek din demedim...kin dedim ben.

???

sonra sizin dizinizi yaptılar zibidiler ahlaksızlar hep göğüs dekoltesi hep entrika hep hürrem yengemize yakıştırılan cibilliyetsiz yakıştırmalar...müdehale ettim derhal...
bizim ecdadımızın 46 yıllık hükümdarlığının 40 yılı at üstünde seferde geçmiştir ahlaksız bunları yapanlar dedim...

yok deve 40 yıl ata binilir mi kardeşim...

ben de öle dedim 40 yıl deveyle sefere çıktı dedim yalan yazıyo bu ahlaksızlar heşmetbaap.
köpekleriyle yatıyo bunlar tasmaları var bunlarım kalemlerinden pislik damlıyo.

kim bu garip bıyıklı adam hürrem?

bilemedim sultanım bi garip bakıyo zaten.

olur mu ahahaaa
ne bileyim ben...
bura benim memleket ağalar beyler burda olmaz diye bişey yok herşey olabilir...
beklerim yani.

kıymetli arkadaşlarım ben terapi görüyorum uzun bir süredir...
valla bak...
yoksa kıt kadar aklımla başa çıkmam bunca şeyle.

terapi gördüğüm abimiz ki çok kral abidir...
eski dostumdur...
civarın en iyi psiyatrisidir...
geçen 4-5 saat oturduk çektik kafaları...
iyi de o 4-5 saat ücreti bin lirayı geçiyo napıcaz şimdi abi didim...
dur onu her zamanki gibi bi cevas regale bağlarız didi...
eh piki didim ne diyim.

anlattıkca anlattık...
teşhisler koyduk tedavi yöntemleri bulduk...
freuddan girdink dr. breuer den çıkarken araya marco de sade girdi...
girmese zaten şaşardım o pezevenk...
olay masoşizme sadizme felan gitmeye başladı ki...
hop dedim abi artık bu konuyu konuşmayalım.
gittikce gidiyoruz sıçıcaz şimdi didim.
piki didi.

eh psiyatrist olunca tüm dertlerden arınmış mutlu mesud biri mi sanıyosunuz kıymetli arkadaşlarım...
değil öle.
o anlattı ben anlattım.
baktım artık dillerimiz sürçmeye başladı...

üzerinde konuştuğumuz vaka için büssürü örnekler verdi...
ki hastalarından biri ki en hızlı iyileşen...
aslında dengeyi kurtaran tam iyileşmeden söz edemeyiz...
3 sene didi.
düşünsenize minumum 3 sene.

abi didim...
3 sene değil...
30 sene beklerim.

electra dimi abi bu didim...
kesinlikle didi.

bana bunlarla gelme elektrayla gelme...
carmen elektrayla gel anlarım.
ama froydyen elektrayla gelme.
gelme doktor didim.

kalktım ayağa...
abi didim bu gece...
kelebek gibi uçup halı gibi sıçmak istiyorum var mısın.
haydi sıçalım didi.

gerisini hatırlamıyorum.


sevgililer gününde iki kırmızı gül almaklla olmuyo bu işler güzide arkadaşlarım...
sevdan için...
gerekirse 30 sene bekleyecek.
gerekirse kelebek gibi uçacak...
halı gibi sıçacaksın.

ben demiyorum...
belki de yakın coğrafyanın en iyi uzmanı sölüyo.

yaşanan kepazeliklerden...
yüzleri laçka olmuş kravatlı soytarılardan...
gözünün içine baka baka meydanlarda yalan söyleyenlerden...
iftiralardan...
hırsızlıklardan...
katillerden...
üç kuruşluk hergelelerden kurtulmak için.
yeni bir dünya kuracaksın.

kendi dünyanı...
başka yolu yok.

alacaksın sevdiğini koynuna...

gökten 3 elma düşecek...
o 3 elma için 30 sene bekleyeceksin gerekirse.

sana kırmızı don aldım sevgilim sevgililer gününde...
sonsuza kadar seni seveceğim demekle olmuyo bu işler doktor.

seni sevmiyorken bile seveceksin.
sevebileceksin.

sevda denen şeyin adını ayağa düşürdük elbirliğiyle...
sadece o kelimenin kutsallığı için seveceksin gerekirse.

götün yerse.



seni seven olabilir
sen onlara dönüp bakmaaaaaaa
sana aşık olan benimmmmm
sen sevgini bana saklaaaaaa

uykudaki gözler gibi
söylenmemiş sözler gibiiiiii
açılmamış güller gibi

sen sevgini...
bana sakla.

dırınım nım nım.


e takalım hunileri madem ahahahaaa.

müjdeye ve bücürüğe:))