24 Kasım 2014 Pazartesi

ABSÜRDİZM...

şimdi güzide arkadaşlarım bugün hazır pazartesi sendromu varken ben yazayım dedim...
insanlardan sıkıldım ve bu yaştan sonra hayatımı sıfırladım dedim ya...
sebeplerini anlatmaya çalışayım dedim.

hepinizin yaptığı gibi zamanında ben de insanları davranışlarını anlamaya anlamlandırmaya çalıştım...
neden öle oldu neden böle davrandi diyerekten.
bir anlamı olmalıyıdı bir anlam yüklemeliydim tuhaf davranış biçimlerine...
sonra farkettim ki...
yahu ben kadınları anlamayı 13 yaşımda felan bıramışım zaten.
e oğlan milletini zaten sevmem...
neden bunlara olan bitenlere bir mana bulmaya çalışayım ki...

13 yaşındaydım ve bir kız beni elindeki aşk mektubunu vermek için 4-5 kilometre kovaladı...
ben kaçtım o yılmadı.
ha neden kaçıyordun derseniz...
utanıyodum.

duvarlardan atlayamaz diye bahcelerin duvarlarından atladım...
o etek ve ince siyah çorabı olduğu halde pes etmedi o da atladı...
en sonunda beni yakaldı bir duvar dibine çökmüştüm nefes nefeseydim.
elime parfüm kokulu aşk mektubunu tutuşturdu.
çok acaip bişekilde gülümsedi.
ve hiçbirşey demeden çekti gitti.

bu travmayı yaşamış bir vatan evladının ileride aşk hayatının tutarlı olmasını bekledi bu toplum...

hadi daha çocuguz bu travmayı atlatır ergen beynimiz derken bir kız geldi b izim küçük ilçeye...
babası askerdi komutanın kızıydı...
ben çekingen ürkek tırsak biri olduğum için hemen kız arkadaşları devreye soktum...
yeni gelen kızı çembere aldılar...
bize bir randevu ayarladılar.

randevu dediysem göt kadar ilçe lan ne randevusu bi tane pastane var o da şehrin göbeğinde 2 masalı şişe dibi gözlüklü yaşar abinin pastanesi.
ki yaşarr abinin bana aynur hoşgeldin karıcığım felan dediği çok olmuştur.
yok yok tacizci değildi yaşar abi bildiğin kördü...
görüyorum numarası yapardı.
neise efenim o dandik pastanede şehrin göbeğinde olduğu için orda buluşsak anında ilçeye reklam olacağımız için uça parkta randevulaştık kızla...

oturduk taşın üstüne...
kız zaten dizüstü etek ve devamlı ince siyah çorap giyiyodu ki bu bi devrimdi o zaman o güççücük ilçede...
ayak bileğimi burktum ovar mısın dedi.
ben o ana kadar daha merhaba bile diyememiştim düşünün kıpkırmızı bi halde zoraki gülümsemiştim sadece.

kızın ayak bileğine dokunur dokunmaz bbana birşeyler oldu ve ben koşarak uzaklaştım ordan...
koşarken hemde ağlıyordum.

daha terapistime açmadım bu konuyu amma muhtemelen benim ayak bileği ve siyah ince çorap fetişizmim tee o travmadan kaynaklı...kırmızı oje nerden geliyo peki onu bi düşüneyim ben onun da vardır illa bi kaynağı.

kıymetli arkadaşlarım ben kızı terk ettim çok gaddardım o zamanlar...
ağlayarak koşarken biri beni görürse rezil olacaktım ilçeye ve seni terk ediyorum bile diyemedim ne alçakmışım lan yazarken farkettim şimdi.
haber gönderdim.

o da benim en yakın arkadaşımla kaçtı.
şaka zannediyo bu salak yine abartıyo zannediyosunuz ama vallahi değil.
kız benden intkam almak için en yakın arkadaşımı ayartıyo hadi kaçalım diyo.
hadi ben ayak bileğine dokundum da ağlamaya başladım bizim ismail 5 metre uzaktan ağlamaya başlıyo bu teklifi alınca...
elele tutuşup şehirler arası otobüse binip kaçıyolar.
ve dünya rekoru kırdılar.
o zamanlar guinness rekorlar kitabı yoktu.
olsa kesin hala o rekor günümüzde kırılamamış olurdu.
kaça kaça 23 kilometre kaçabildiler.

kardeşim kızın babası ilçe jandarma karakolunun komutanı...
ankara eskişehir uluslararası karayolunda şehirler arası otobüsle kaçılır mı lan.
bu arada yakalandıklarında ismail ağlıyomuş bana absalomu bulun diye...
kız gülüyomuş valla belki de şehir efsanesi bilemiyorum artık.

efenim kıyamet kopuyo amma sonucunda mutlu sonla bitiyo...
aileler anlaşıyo ve evleniyolar.
hala evliler kıymetli arkadaşlarım ne yüce insanım lan nelere vesile oldum bakar mısınız...

medeni bi insan olduğum için düğün davetine eski sevgili olarak iştirak etmeye karar verdim...
nikahına beni çağır sevgilim şarkısı eşliğinde.

ismail ilçeye yakın bi köy ağasının çocuğuydu haliyle düğünde köyde yapılıyodu...
arkadaşlarla gidicez pederin arabayı çalamadık arkadaşın babasının otobüsünü çaldık...
bildiğin şehirler arası otobüs.
köye çıktık yola.

girdik bulduk düğün evini amma otobüs durmuyo lan artık nereye basıyorum bilmiyorum ki o aşk acısıyla...
düğün evinin bahcesine otobüsle girdik duvara çarpınca durdu otobüs.
tıs tıs kapılar vardı havalı kapı öle tıs diye açılırdı bayılırdım.
duvara çarpınca kapı kendiliğinden tısss diye açıldı...
bizde indik.

bi allahın kuluda bizim eve niye çarptınız lan demedi iyi mi...
hemen kolumuzdan tuttular bizi pistte götürdüler ve oynamaya başladık.
otobüz orda öle kaldı.

şimdi güzide arkadaşlarım evet uzun yazıyorum ama duramıyorum ki...
nerden nereye geldik bunları başka bi zaman anlatırım.
sonraki gençliğim istanbulda beyoğlunda geçti düşünün...
zaten orda yaşadıklarımı size anlatamam ulu orta...
zaman aşımı felan demezler direk tutuklarlar beni.

daha dün dün vallahi dün...
çok uzun yıllardır görmediğim eski kız arkadaşımla görüştüm telefonla...
bi vesile oldu tesadüfen çokta mutlu oldum ayrıca.
merhaba merhaba dedik...
ben daha ikinci cümleye geçmeden nasılsın bile diyemeden...
bunca serserilik yapmayaydın itin önde gideni olmayaydın beni aldatmayaydın şimdi çok mutlu bi çift olurduk...
senin için pilav yapmayı bile öğrendim allah belanı versin dedi ve ağlamaya başladı.

ne yapacağımı bilemedim.
ve 13 yaşında beni kovalayan o kıza teşekkür ettim minnet duydum kadınları anlamaya çalışmaktan beni vazgeçirdiği için.

kıymetli arkadaşlarım...
bir çevrenize bakın...
olmadı gidin bi mekana oturun ve çevrenize kulak misafiri olun...
yapılan sohbetlerin anlamsızlığını saçmalığını gereksizliğini göreceksiniz...
tabi eğer telefonlarından vakit ayırıpta sohbet etmeye tenezzül ederlerse.

mantık ölçüleri içinde birileriyle bir fikir tartışmasına girin bi deneyin bakalım...
sen nedersen de ne anlatırsan anlat istediğin bilimsel istatiksel açıklamalrla gel bir tek kelimeni düşünürse anlamaya çalışırsa ben yeniden insanlığın içine karışacağım.

sen konuşurken karşındaki konuşman bitince ne diyeceğini hazırlıyor sen konuşurken...
bak buna emin ol...
seni dinlemiyor bile.
o konudaki kendi fikrini savunabilmek için hazırlık yapıyor zihninde.
sen daha konuşurken.
sen boşa konuşuyon yani.

şimdi böyle bir ortamda...
makul mantıklı sohbetler nasıl yapılır allahaşkına.

bana anlamsız geliyor artık...
hele ki şiddetli dinselleşme girdi işin içine...
herkes şahane müslüman oldu karşısındakini beğenmez oldu.
inandığım allah adına karar verir oldu.

eski kız arkadaşının düğününe otobüs çalarak gitmek ve otobüsü durduramayarak düğün evine çarpmaktan ne farkı var bunların...
anlamsızlık.
absürd.
absürdizm.

işte bu sebeplerden bıraktım insanları...

kadın ırkını anlamaktan zaten vazgeçmişim...
oğlan ırkının nesini anlıcam abi...
ipimle kuşağım
pipimle kaşağım
nesini anlıcan bunun.

o halde dedimki kendi kendime ben iç dünyama çekileyim...
içsel yolculuklara çıkayım hazır insanlardan sıkıldım.
bilinçaltımın karanlık dehlizlerinde dolaşayım...
tabi kolay olmuyo bu işler...
farkettim ki benim iç dünyam yokmuş.
sadece dış dünyam varmış.

ben de o halde yeniden iç dünyamı inşa çalışmalarıma başlıyorum bu saat itibariyle.
deneme yarılma yöntemi ile.
olmadı bi deney tüpü taktırıcaz artık.
kısmet.

tüm güzide öretmenlerin öretmenler gününü kutluyorum...

bu yaz oğlanlara renkli pantalon giydirip bide üstüne paçalarını kıvırttırıp o iğrenç bileklerini gözümüze sokan modayı yaratan vatandaşın te allah belasını versin diyorum.

bi ayak bileği zevkimiz vardı sıçtınız onunda içine...
seneyede kırmızı oje sürdürün oğlanlara olsun bitsin.

yazıklar olsun.
yazıklar olsun.


17 Kasım 2014 Pazartesi

GÖZLÜK...


şimdi güzide arkadaşlarım madem başladık yazmaya devam edelim o halde...
beya bi uzak kaldım yazmadım.
takip etmedim değil sevdiğim arkadaşları...
yazmakta istedim.
lakin hadi bugün yazayım dedim.
bir felaket oldu.
acıları yaraları sardık kırdık yine.
aynı şeyleri hissettik olaylar karşısında eminim.
bir çaresizlik bir şaşkınlık bir bıkkınlık...

hadi bugün yazayım dedim...
öyle şeyler yazacaktım ki kendime yakıştıramadım.
hadi bugün yazayım dedim şevkimi kırdılar.
olmadı bi türlü.

bu yazmadığım zamanda memleket meseleleri haricinde kendi kişisel hayatımda da değişiklkler yaptım.
belli bi yaştan sonra zor değişiklikler.
nihayetinde ben hadi sırt çantalarımızı alalım avrupaya afrikaya otostopla geziye çıkalım denecek yaşı geçtim abi...
yaptık onu zamanında bitti.

insanlardan sıkılmıştım artık...
aman karıştırmayın bu bezginlik değil...
ayy ben anlayamıyorum bu insanlığı insanlardan yoruldum artık felan değil.
sıkıldım lan resmen.
bildiğin sıkıldım.

terapistimi aradım depresyon belirtisi deme sakın bana abi dedim...
yok koçum seninki bi üst seviyeye çıkmak dedi.
nasıl yani dedim.
üst insan oluyosun sen artık dedi.
az kaldı dedi.
abi bana niççeyle gelme gelme...
şimdi sana küfür edicem az kaldı biliyosun demi dedim.
ne diyim.

neise kıymetli arkadaşlarım gemileri yakmak zordur belli bir saatten sonra...
göt ister.
ben yaktım.
ha ben de göt var başkasında yok demem.
herkeste göt var bu bi organ nihayetinde kendi götümü nasıl yüceltebilirim.
aa bak ben de göt var sende yok diye.
götsüzsün denir mi birine.
denmez.
ayıp.

yaşadığım şehri değiştirdim...
işimi değiştirdim...
ve en son zorlanarakta olsa telefon numaramı değiştirdim.
hadi şimdi beni bulsunlar bakayım.

işin özü şu...
yıllarca üzerime birikmiş olan fazlalıkları attım hayatımdan.
en azından öle umuyorum.

yeni işimde insanları gözlemleme hatta farklı milletlerden insanları gözlemleme fırsatı buluyorum...
özünde bütün insanlar aynı.
miletler ırklar felan tabiki ayrı karakterleri var...
ırkların karakterleri var.
lakin kişi bazında hepimiz aynıyız.
ben dahil.
boktan bir türüz.

kıymetli arkadaşlarım böle bi hale büründüm bu aralar...
geçtim herşeyden.
anlamaya çalışmıyorum kimseyi.
iyiyim...
yapabileceğim şeyler var onları yapıyorum burada anlatamam.

kederleniyorum elbet...
memleket ne halde.
saraylar maraylar..
saraya soytarılar lazım bizde gelenektir sarayların soytarıları olur.
eh bizde istemediğin kadar soytarı var.
televizyonları açıverin aramayın..
olmadı çevrenize bakıverin.

dinginleştim...
dingilleştim de olabilir emin değilim.
uyuşturuldum muhtemelen..
beynim bunca saçmalığı algılayamadı devreleri kapattı galiba.

reenkarnasyonu inceledim biraz bu ara...
olmaz bizim memlekette uymaz.
düşünsenize kime sorsan önceki hayatında kral kraliçe prens prenses kont dük çük olur...
bi tane ben önceki hayatımda tapu kadastro memuruydum diyecek olan çıkar mı...
çıkmaz.
e bölede reenkarnasyon olmaz.

geçen bi abi bana dediki...
siz yaptığınız işi profesyonel yapmıyosunuz...
baktım.
amatörüm ben zaten abi daha profesyonel lisansımı alamadım dedim.
yok yok öle değil yapyığınız şeyden zevk alıyosunuz dedi.

amca dedim...
ben şu anımdan zevk alıyorum.
yaptığım iş gereği insanlara yol yordam göstermekten...
bilgilendirmek...doğru bilgilendirmekten keyif alıyorum.
insanlara gülümsemekten keyif alıyorum.
şaşırıyor insanlar.
yemin ederim eli ayağına dolaşan oluyo...
sadece gülümsediğim için...
alışkın değiller çünkü.
ve gülümsemek zorunda hissediyolar kendilerini.

ne güzel dimi...

küçük dokunuşlar...

ne kadar kıymetlidir insan hayatında.
ruhsal krizin eşiğindeki bir genç kıza sadece bir kırmızı gözlük seçtim diye yaşadığı değişimi seyrettim bu ara.
küçücük bi dokunuş onun hayatına.

2 ayda ki değişimini gördüm...
pasaklı saçları yağ içinde üstü başı perişan kız gitti.
saçları sarı gözleri pırıl pırıl şık elbiseler giyen manikürlü pedikürlü bi kız geldi yerine.
bir gözlük güzide arkadaşlarım bir kırmızı gözlük.
parasını bile ben vermedim sadece ben seçtim.

aslında konu şudur...
onun için biri birşey yaptı...
şimdiye kadar kaale alınmamıştı itilmişti köşelere birileri onun için bir şey yapmamıştı hiç...
sonra biri geldi önce gözlüğe ikna etti çünkü gözleri bozuktu aklın yolu bir....
sonra gözlükcüleri dolaştı ucuz ve şık gözlük bulmak için.
sonra adresi ismi verdi şu gözlükcüye git şu kişiyi gör dedi.
biri onun için vakit ayırdı.
zaman harcadı.
ve aslında hiç sevmemişti ilk geldiğinde o adamı...
direk belirgin olacak şekilde tavır almıştı.

işinde pozisyonu değişti...
kendine güveni geldi...
bir kücücük dokunuş kelebek etkisi yarattı...

ve ben bundan büyük haz duydum...
keyif aldım...
onunla gururlandım.

şimdi günde 4-5 kere arıyor ve absalom abi saçımı boyatayım mı şu elbise nasıl resmnini gönderiyorum işte şöle bi durum var ne yapmalıyım deyip duruyo civciv.
yok diyorum benden nasihat isteme.
yolunu kendin bulmalısın.
seçimlerini kendin yapmalısın.
ben senin rehberin değilim.
ki benden rehber olmaz.

hayattan keyif mi almak istiyorsunuz...
gidin insanların hayatlarına dokunun kıymetli arkadaşlarım.
küçük dokunuşlar.
küçücük.

karşılık bekleyerek yapmayın ama...
değişimi görünce götünüz kalkacaksa bak ben yaptım diyecekseniz yapmayın...

bir insanı mutlu edin bir şekilde...
karşılıksız.
doktorsanız bir hastanın bürokratik sıkıntısı çözün mesela...
memursanız bir vatandaşın bir sıkıntısını giderin olmadı gülümseyin merhaba deyin...
avukatsanız bir davayı üstlenin sırf hayrına.
öğretmenseniz bir sıkıntılı çocuğun başını okşayın öpün yanağından.
çalışmıyorsanız yeteneklerinizi kullanın donanımlarınızı kullanın...
matematiğiniz iyiyse bir gence bir çocuğa aslında matematiğin ne kadar eğlenceli bişe olduğunu anlatın...
yabancı diliniz varsa yılbaşı ağacında kurumuş mandalina kabuğundan süs yapacağım bu sene diyeceğinize gidin bi çocuk bulun fransızca öğretin...
bişi yapın yahu ben mi söleyeceğim.
ne yeteğiniz donanımınız varsa onu öğretin gösterin.

sonra oturun bekleyin...
bundan bu küçücük dokunuştan ve yaşanan büyük değişimden mutlu olduysanız huzurlu olduysanız kendinizle gurur duyduysanız ne ala...
ha olmadıysanız.
hala mutlu olamadıysanız.
size göt nakli lazım.

onu ben yapamam.
bi göt mütehasısına gitmeniz gerekecek bi zahmet.

sonra da bana ruh hastasısın diyolar..
kime göre lan.
neye nöye.